10 Nisan 2010 Cumartesi

Çocuğu Yola Getiren Sevgidir.

Kuaföre para mı verilir? Hele bitlendiysen rezil olmaya mı gidilir? Alırdı eline makası annem ne kadar düz kesebilirse o kadar düz keserdi. Sağı yan olur, solu yamuk olurdu, kırmaların biri uzun biri kısa kalırdı ama yakışırdı anne sevgisi vardı bir kere içinde. Hem laf edilmezdi anneye sonra kısa kesilmezse saç ya bitler kanımızı emerse?

Çocukluğumda bitlenmedim ben diyen yalan söyler. Kim bitlenmemiştir ki? Elli kişilik sınıflarda sıkış depiş üçer kişi otururduk sıralarda. Öyle bitirdik ilköğretimi. Bir sıradan diğer sıraya bir baştan diğer başa zıplardı bitler. Kaşın allah kaşın yara olurdu deriler.

Yine de kopamazdık birbirimizden. Ne güzel nakarattı kolkola gezerken söylediğimiz 'önümüze gelene yüz tekme' diye havaya diktiğimiz ayaklarımız eşliğinde, yer gök naralarımızla yankılanırdı. Zil diye çan çalınırdı öyle Tarkan'ın oynama şıkıdımıyla tenefüs bitti görmedim ben.

Bitler sirke bırakırdı saç diplerine, kulak arkalarına, onları temizlemek uğruna yatırırdı annem dizlerine bizi tek tek kırardı sirkeleri. Çıt çıt çıtt çıt sesleri hala kulağımda. Hiçde tiksinmezdik.

Derelerde yağmur yağdımı kurbağa bol olurdu. Kurbağa larvası toplayacağız diye elimizde pet şişeler, pantolon paçalarımız dizlere kadar sıvalı çamur içinde sağdan sola, soldan sağa koştururduk sabahtan akşama. Akşam ezanı okundumu da ayrılık vakti gelirdi. Ufak bir burukluk çökerdi, avuçlarımızda içi kurbağa larvası dolu şişelerle düşerdik ev yoluna.

Bazı günler yağmur yağdıktan sonra toprağın çökkün yerlerinde sular birikirdi, göletimiz bellerdik oraları. Kağıttan gemiler yapar korsan olur yeni dünyaları keşfe çıkardık. Kuru bir yaprak bile hayal dünyamızı harekete geçirirdi. Taştan kalelerimiz vardı. Su savaşı yapar, ama taş atmazdık birbirimize. Bilirdik can yakmak günahtı, can yakanın yeri cehennemdi öğretilenden dolayı.

Sarı bir bit tarağım vardı. Onla bile hava atardım. Bak bakk annem yenii alldııııı senin annen sana ne alıyo kiii... Aslında altı kapalı ulen bu hafta yine bit buldu annem kafamda kesin senden geçti diye göz dağı verirdim çocuk aklımla.

Gazoz kapağı toplardık yerden, ordan, burdan, şurdan. Paylaşmazsan adın açgözlüye çıkardı cimri diye alay konusu olurdun. O yüzden eşit paylaşırdık ne bulursak. Sonra oturur taşla dümdüz yapardık. Taso çıkan cipslere göz ucuyla bakar iç geçirirdik, büyüyünce hep onlardan yiyecektik, önce okulu bitirecektik elbet. Bu yüzden o elli kişilik sınıflarda asla havada asılı kalmazdı sorular. Öğretmenlerimiz geleceğimizin kurtarıcılarıydı. Saygıda kusur olmazdı.

Bazen kavgalar çıkardı. Saç saça, baş başa, alt alta üst üste tepişirdik. Sonra kalkar bir birimizin üstündeki tozları temizlerdik, annelerimiz kavga ettiğimizi anlamasın diye.

Yazları kuran kursu olurdu caminin altındaki küçük cemiyet odasında. Kızlar başını örterdi ama kısa kollu tshirtler yadırganmazdı. Oğlanlarımızın başındaysa festen bozma bereler. Elimizde Kuranı Kerim cüzleri ezberimizi hangimiz tam yaptı diye sokakta kapışmaya başlardık. Sen iyi okudun, ben iyi okudumdan çıkardı kavgalar. Hoca en beğendiğini horoz şekeriyle ödüllendirirdi. Abdest almak için sıraya girerdik itiş kakış yine... Gülüşmelerimiz abdesthaneyi inletirdi, kızmazdı hoca hiç kızdığınız hatırlamıyorum. Hep derdi Peygamberimiz namaz kılarken torunları etrafında oynarmış, sırtına çıkarmış gık bile demezmiş peygamberimiz. Onu örnek verir siz geleceğimizsiniz derdi


Şimdi o yüzden ben de kızamıyorum hiç bir çocuğa. Kızmakla akıllanmaz bir çocuk. Çocuğu yola getiren sevgidir.


Yorum Gönder