24 Aralık 2013 Salı

Kuru Ekmek ve Dostluk...

Bir parça kuru ekmek, biraz salça... Verirlerdi elime çocukken, doyayım diye... Koştururdum sokakta, elimde ekmekle, bazen ısırmak aklıma bile gelmezdi. Dalar giderdim oyunlara... Düşerdi elimden ekmeğim. Kırıntılarıyla bayram ederdi bazı günler karıncalar.

Seksek oynayacağız diye sokak sokak tebeşir arardık... Bulamadık mı da bir kırık kiremit işimizi görürdü. Dört beş çizgi oyun alanımızı oluştururdu. Yoktu o zamanlar bu kadar trafik. Ara sokaklar caddeler gibi işlek değildi. Dahası yattığımız olurdu boylu boyunca mıcırların üstüne, yolun orta göbeğine...

Çocuktuk biz, çocukluğumuzu dolu dolu yaşadık biz. Kısıtlamalar yoktu. Çocuk kaçırılma haberleri daha kıyımıza uğramamıştı. Böbrek mafyası bilinmezdi.

Kürt çocuğu, Türk çocuğu, Alevi, Sünni, Yahudi, Hristiyan... Arkadaşlık için ayrım sebebi değildi. El ele koşmak için ufak bir gülümseme yeterdi.

22 Aralık 2013 Pazar

Ölüler Hesap Sorabilir...

"Ölüler hesap sorabilir" demişti Minik. Cidden ölüler hesap sorabilir mi? Gerçek hayattan göçüp gitmiş, toprak olmuş insanların ruhları yaşayanlardan hesap sorabilir mi?

Peki bu insanları gerçek hayata sıkı sıkı bağlayan, hayattan vazgeçip yok olmalarına engel olan şey nedir? Öfke mi, ihanet mi, yaşanmışlıklar mı, yaşayamadıkları mı? Ne, ne, neeeee? Hangisi? Hangi seçenek onları sıkı sıkıya bugüne tutkun bırakır? Nedir vazgeçilmez olan şey bugünde?

Korku buram buram yanık kokuyordu o evde. Tuvallerde renk renk desen desen canlanıyordu geçmiş. Özgürlük yanlış bir kelime hatasıydı çarpıkça duran tabelada "Patatezler"...

Arkadaşlığın önemiydi belki de insanları birbirine bağlayan... Ya da, ya da bir topluluğa ait olma arsuzuyla arkadaşlığa bile ihanet etmekti arkadaşlığın değeri...

Ve bir an gelirdi ki sırlar sır olmaktan çıkar acı cinayetlerin çözülmesi uğruna dilden dile dolaşırdı.

"Yakından bakınca Del'in resminin yüzlerce minik noktadan oluştuğunu fark ettim; havadan geçip televizyonumuza kadar ulaşmış siyah ve beyaz pikseller. Ve ben de tıpkı onun gibi parçalara ayrılacaktım ve kimse beni bir daha tekrar on yaşında bir kıza benzeyecek şekilde bir araya getiremeyecekti" diye düşünür Kate ve geçmişe bir sünger çekmek istercesine kaçarak uzaklaşır New Hope'tan ve acı hatıralardan...

Fakat geçmiş ne kadar istese de Kate Cypher'in peşini asla bırakmayacaktır. Alzheimer hastası olan annesini bir bakım evine yatırmak için terk ettiği New Hope topraklarına istemeye istemeye geri döndüğündeyse bütün sırları bir bir çözüme kavuşturmak için geçmişi tekrar tekrar yaşayacaktır Kate... Hippi hayatından uzakta geçirdiği onca yıldan sonra yeniden o özgürlüğün içine geri dönüşü ayaklarının geri geri gitmesine neden olsa da Del'le geçirdiği zamanın esrarengiz cazibesi onu oraya bağlayacak olan şeydir...

"Ben biraz aptalımdır. Birini bir kez sevince bunu geri alamıyorum" der Kate ama Del'i sevmiş midir? Çocukluk arkadaşını cidden sevmiş midir Kate? Yoksa onu sadece daha çok arkadaş elde etmek için kullanmış mıdır?

İliğinize kemiğinize kadar işleyecek korkulu bir senaryo var bu kitapta. Deli kahkahaların ardında çocuksu cümleler gizli. Her bir satırda farklı bir düğüm, her bir paragrafta can yakan bir acı saklı... Korkunun içinde gizem, gizemin içinde sırlar, sırların içinde can yakan aşk var. Kimin bedeni, kime daha yakın?

Çarpık ilişkilerle süslü hayat hikayesinin ardında yürek burkan bir acıyla hayata tutunmaya çalışır Kate. En yakın Del, Patates Kız hunharca bir şekilde öldürülmüştür. Ölümün ardında düğüm düğüm sırlar çözülmeden durmaktadır. Çocuk yaşantısının farklı olanla alay etme hali asla yakasını bırakmazken, kendini bekleyen hazin bir sondan habersizdir Patates Kız.

Kitabı okurken bir an gelecek tüyleriniz diken diken olacak, bir an gelecek ağız dolusu küfür etme isteğiyle dolacaksınız ve bir an gelecek ki göz yaşlarınıza hakim olamayacaksınız.

Jennifer McMahon'un maharetli kaleminden dökülen "Söylemeyeceğine Söz Ver" bitişinde buruk bir tat bırakacak zihninizde... Çocuk aklıyla olgun vicdanınız yüzleşecek.

Kitabın Adı: Söylemeyeceğine Söz Ver
Kitabın Yazarı: Jenniger McMahon
Yayınevi: Ephesus Yayınevi


18 Aralık 2013 Çarşamba

Abdülcanbaz


Abdülcanbaz çocukluğumdaki kahramanımdı. Her gün eve Milliyet gazetesi alınırdı. Gözlerim ilk Abdülcanbaz'ı arardı. Acaba derdim bugün ne yazılmış çizilmiş. 

Abdülcanbaz'ın çizeri vefat etti büyüdüğümü anladım. İnsanlar ölüyordu. Zaman hızlı olmasa da yavaş da olmayacak şekilde ilerliyordu. 

Artık eve gazete almıyoruz. Gazetelere güven kalmadı gibi. Kim bilir belki de o zaman da pek güvenilesi değillerdi ama bu kadar da yanlı yayın yapılmıyordu sanki ya da ben çocuk aklımla yanlı olmadıklarını düşünüyordum. 

Neyse demem şu ki bazı siyasilere osmanlı tokadı şart. 

10 Aralık 2013 Salı

Toprak...


Toprak sevdiklerimizi aldığı için mi böyle güzel kokar? 
Gökler ağlarken neden sarar etrafı harika toprak kokusu? 
Nemli yanaklarımı daha da nemlendirmek için midir bu kokunun sebebi? 
Ağlıyorum işte deliler gibi. Ne olur toprak ver geri sevdiğimi!

9 Aralık 2013 Pazartesi

Karanlıktan Korkmamalısın / Livide (2011)


Perili köşklerle ilgili bir korku filmi değil bu ya da bir kızın kayıp ruhunun ardından düştüğü dolambaçlı vahşi cinayetlerin sırrıyle ilgili bir film hiç değil...

Sizi milyonlarca sorunun içine sürüklüyor Livide...
Sorular ki kafanızı kurcalayacak günlerce.

Filmin ilk sahnesiyle karanlığın gizemli çekiciliğine kapılıyorsunuz.
Adım adım soluğunuzu kesecek sahnelerle hızını arttırıyor Livide.

Mini Etekli Soğuk Hava

Bu soğuk havada ben kat kat lahana gibi giyiniyorken mini etek giyen hanım kızlarımıza gözlerimi kocaman kocaman açarak, hayretler içinde kalarak bakıyorum.

Soba mı taşıyorsun canım sen yanında ya da koynunda diyesim geliyor. Nasıl bir dikkat çekme arsuzudur bu? İnsan hasta olacağını düşünmez mi hiç? Hadi diyelim hasta olmayı düşünmüyor eee üşümüyor mu bu hanım kızcağızımız?

Benim neredeyse soğuktan burnum donup düşecek, parmaklarım donarak dökülecek, kulaklarım çanak anten gibi donup kalacak diye korkuyorum. Elin kızı kıçını örtmekten aciz bir bez parçasıyla sokakta boy gösterisi yapıyor...


Canım, canım, canım sen bu kadar ateşli olursan benim gibiler yalnızım diye ağlar tabii!!! Kısmetlerime mani olmasan diyordum!

8 Aralık 2013 Pazar

Sivas'ta Bir Düğün, Düğün Dernek :)


Girişi Sivas'ın eşlik güzelliklerini göstererek açan film, ilerleyen sahnelerde de Sivas'ın güzelliklerini gözler önüne sermeye devam ediyor.

Bir yönden bakınca sadece yöresel kalacağını düşündüğüm film tam aksi yönde giderek yurdum düğünlerini ince bir eleştiri süzgecinden geçirerek absurd komedi olarak gözler önüne seriyor.

Düğün dernek işlerinin ne kadar zor olduğunu bir yana bırakırsak yabancı bir gelinin gelenek ve göreneklere ne kadar uyum sağlayacağı da bir o kadar insanı düşüncelere sevk ediyor. 

Konu sadece gelenek ve görenekler olsa neyse ama durum orada da bitmiyor. Çok kısa sürede yapılacak bir düğün var ortada ve hazırlıkları oldukça zahmetli. Bir de elde avuçta çok fazla bir şey de olmayınca olay imece usulüne bağlanıyor.

Oyunculuklarıyla, senaryosuyla, bel altı vurmayan harika esprileriyle daha ilk sahnelerden itibaren film izleyici memnun edecek cinsten.

6 Aralık 2013 Cuma

Gemiler...

Umudumun gemileri vardı. 
Arada bir limanlara yanaşırdı. 
Yüreklere konaklardı.
Yürekler ki şimdi çok uzaklar. 
Umudumun gemilerini yakıp yıktılar… 
Hırpaladılar mürettebatı… 
Kaptanımı güverteden attılar.

Bağlı Mutluluk?

Biri ölür…
Birileri ölür…
Ölüm var.
Ve insanlar buna rağmen ölümü yok sayarak ilişkilere tutunur kalır.
Beni sevmiyor, beni özlemiyor, bana değer vermiyor, benimle ilgilenmiyor…
Neden hayatı yaşamak varken mutluluğu birine bağlı yaşamayı seçiyoruz?

Enkaz...

Nasıl bu kadar mutsuz olabilirim?
Nasıl bu kadar değersiz hissedebilirim? 
Ne yaptın sen bana lanet olası…
Ne oldu da böyle hayattan zevk alamaz hale geldim…
Ne oldu da sadece seni düşündüğümde mutlu olur oldum…
Neden gittin…
Neden bitti…
Enkaz gibiyim şimdi.

24 Kasım 2013 Pazar

Çok Sert...

Yokluğuna alışamadığım, varlığına katlanamadığım... Beni korumaya çalışırken kendimi aşağılık bir varlık gibi, dokunduğundaysa dünyanın sahibiymişim gibi hissettiren adam... 

Sed... Sedric Lionheart... 
Aşkın tenimi dağlarken, dokunuşun tutkulu bir arzu nehrinde boğuyor beni. Nefes alışverişlerimi zorlaştırıyorsun. 

Senin adının geçtiği her bir satırda bir insan nasıl bu kadar odun olurken nasıl bir kadar duygu yüklü olabilir demeden edemiyorum!

Bazı hareketlerinle korumacı içgüdünü gözler önüne sererken, bazı hareketlerinle seni ıslak odunla eşek sudan gelinceye kadar dövesim geliyor... Keşke diyorum içinden geçenleri kelimeleştirip de seslendirse... Keşke bütün acılarını içine atıp da kendini duvarların arasına hapsetmese... Bu kadar mı zor duygularını açıkça dile getirmek?

Nesin sen? İn misin, cin misin?

"Jessica'nın vermeye gönüllü olduğu her şeyi alırdı. Sadece kalbinin içindeki bu hastalıklı ağrıya alışması gerekiyordu..."


Öyle ayrılıklar vardır ki insanın hayatında tamiri güç yıkımlar yaratır. Jessica'nın gidişi de Sed'de tamiri güç yaralar açmıştı... Ancak Sed bu yaraları yok saymaya çalışırken Jessica'yla ansızın hiç beklemediği bir gecede, hiç beklemediği bir yerde karşılaşmayı beklemiyordu...

Tesadüfler aşkın büyüsünden midir, nefretin yoğunluğundan mı? Sed'le Jessica tekrar bir araya gelecekler mi tesadüflerin çıkmazında yoksa yolları tamamiyle mi ayrılacak? Hepsi ama hepsi Olivia Cunning'in harikulade kitabı Sert Rock'ta akıcı bir şekilde anlatılıyor. Kitap o kadar akıcı ki tadı uzunca bir süre akılda kalıyor. 

Ne yalan söyleyeyim bu aralar aşktan meşkten yana şansım hiç yokken aşkın, ihtirasın, tutkunun, arzunun bol olduğu kitapları okumak biraz da olsa bana yalnızlığımı unutturuyor. Bu yüzden Ephesus Yayınlarına ne kadar teşekkür etsem azdır. Beni bu kpss çıkmazında yalnız bırakmadıkları gibi, berbat sınav stresimin arasında bile bana güler yüz sunabildikleri için kendimi şanslı hissediyorum.

Kendimi iyi hissetmemi sağladı Sert Rock... Bu yüzden okumanızı tavsiye ederim. Ucu açık kalan sorularımın cevapları satır aralarında gizli... 

Kitabın Adı: Sert Rock
Kitabın Yazarı: Olivia Cunning
Yayınevi: Ephesus Yayınevi


21 Kasım 2013 Perşembe

Dertler Derya...

Sakın ama sakın hayatı mükemmel olan birine dert anlatmaya kalkmayın. Mükemmel hayatını anlatmaya başlar, siz dertlerinizi unutursunuz.
Bir de aklınız yetmiyormuş gibi üstüne üstlük size akıl fikir vermeye de kalkar iyice eziklenirsiniz. 
Dert anlatmanın lüzumu yok. Yutun gitsin.

10 Kasım 2013 Pazar

Ejderlerin Arzusuna...

"Talaith Briec'e baktı ve gülümsedi. 

"Sohbetimizden keyif aldım, şovalye. Şey yapabilen biriyle konuşmak hoştu..."

"Anlamlı ve tamamlanmış cümleler kurabilen biriyle mi?"

Talaith'in o sırıtışı geri geldi ve Briec'in kalbi bir an için sahiden atmadı.

"Hayır, nihayet kibri ancak tanrılarınkine rakip olabilecek biriyle tanışmak hoştu. Şimdi izninle." Hafifçe eğildi ve nazikçe fısıldadı.

"Hizmetlim bekliyor." Briec'e göz kırptı ve uzaklaştı."

Bizi bir aşk serüveni mi bekliyor yoksa egoların şiddetli çatışması mı bekliyor ilerleyen satırlarda okuyarak şahit olacağız. Acaba beni de böyle büyülü bir çatışma, böyle bir tutku, böyle bir aşk bekliyor mu demeden edemedim. Her satırda aşka olan susamışlığım arttı. Arzuların büyülü dokunuşu satırlardan bedenime doğru yavaş yavaş aktı...

Kitabı elime aldığım andan itibaren bırakasım gelmedi. Dersaneye giderken otobüste okudum, eve geldiğimde yatağıma gömülüp okudum. Bitirinceye kadar kısa süreli uzak kalmalar dışında elimden bırakamadım bu sürükleyici hikayeyi.

Bazı satırlar beni aşırı meraklandırdı. Harika bir alıntıyla bunu size örneklereyebilirim mesela..

"Işık, aşk ve doğurganlık Tanrıçası Arzhela, rahibesinin eğilmiş başına öfkeyle baktı.

"Onu aldı demek."

Kadının cevap vermeden önce yutkunduğunu duydu. "Onu aldı."

"Onu kim aldı?" Dürüst olmak gerekirse vereceği yanıttan korkuyordu.


"Devasa bir yaratık. Yeraltından bir iblis. Bir felaket..."

"Beni deneme Merille!" Tanrıçanın sesi, onuruna inşa edilmiş tapınakta gürledi."

İşte böyle vurucu yerlerin olduğu bir kitabı nasıl sonuna kadar devam etmeden bırakabilirdim mi?

Ejderin Aşkı'ndan sonra Ejderin Arzusu olan ikinci kitap da beklentilerimi oldukça tatmin etti. Sürükleyici kitaplar okurken hem mutlu oluyorum, hem de zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum.

Ephesus Yayınlarına kitaplığımda harika bir alan açtım. Yayınevinden çıkan her kitabın yeri ayrı bende. Benim için hepsi çok değerli. Ejder serisi de beni tatmin edecek ölçüde iyi bir kitaptı. Üçüncü kitabı şu andan itibaren sabırsızlıkla bekliyorum...

Talaith mutsuzluğa bir köyde sıkışmış haldeyken yanına yaklaşan uzun boylu ve de yakışıklı adamla hayatının değişeceğini bilmiyordu. Bilemezdi...

"Daha önce hiçbir erkek onun peşinden böyle koşmamıştı. Ve ejderha onun peşinden koşuyordu. Her bakışıyla... Her sözüyle... Her sinsi hücumuyla... Ve dürüst olmak gerekirse Talaith'in bununla nasıl başa çıkacağı hakkında hiçbir fikri yoktu..."

Bu serüveni kesinlikle okumalı, büyülü satırlarda kendini kaybetmelisiniz...

Kitabın Adı: Ejderin Arzusu
Kitabın Yazarı: G. A. Aiken
Kitabın Yayınevi: Ephesus Yayınevi




22 Ekim 2013 Salı

Hindu Filmlerinin Vazgeçilmez Oyuncusu Kareena Kapoor


Hindu filmlerinin vazgeçilmez oyuncusu Kareena Kapoor ile 3 Idiots filminde, Aamir Khan sayesinde tanıştım. Sonrasında bir çok filmini izledim ve oyunculuğuna ve mimiklerine hayran olduğum sayılı kadın oyuncular arasında yerini aldı tabii ki de :)

Böyle böyle derken yeni bir filmle daha sinemalara geleceğini öğrendiğimden heyecanla beklemeye başladım. Bakalım ne zaman görebileceğim :)


Edward Or Jacob?


Vampirlerin yılmaz avcıları, yaratıkların korkulu rüyası Sam ve Dean Winchester kardeşler tabii ki deeeeee :)

Aşkın Şekli Olur Mu Ejderin Aşkında Okuyacağız...

Nice kitaplar okudum vampirlerin, zombiler, kurt adamların, meleklerin ve de şeytanların insanlara olan aşkını yazan...

Nice film izledim vampirlerin, zombiler, kurt adamların, meleklerin ve de şeytanların insanlara olan aşkını anlatan...

Ve bir ilk Ephesus Yayınlarıyla hayatıma girdi... Ejderlerin Aşkı...

Aşkın yaşı yok!
Aşkın cinsiyeti yok!
Aşkın etniği yok, kökeni yok, ırkı yok!
Aşkın şekli yok bir kere!
Nerede, kime ve nasıl aşık olacağımızı bilemeyiz.



Aşk çirkini güzelleştirir, caniyi melekleştirir. Büyü gibidir aşk. Damarlarınızdan damla damla akar, gözlerinizde can bulur. Kanlı Annwyl'in aşkı da savaş meydanlarıydı... Taa ki ejderhasıyla karşılaşıncaya kadar.

Bir insan ejderhaya aşık olabilir miydi? Herkesin deli gibi korktuğu, küle döneceği ihtimaliyle köşe bucak kaçtığı bir kara canavara Kanlı Annwyl aşık mı olacaktı? Böyle bir aşkı narin bir kadın bedeni savaş meydanlarında da geçirmiş olsa ömrünü kaldırabilecek miydi? Böyle bir ihtimal var mıydı?

Kitapta da geçtiği gibi...

"
-Öylesine gitmesine izin mi verdiniz yani?
Danelin Brastias'la bakıştı.
Brastias başını kaldırdı.
"Belki de Kanlı Annwyl 'le hiç karşılaşmadın ama onun hiçbir yere gitmesine izin veremezsin. Sadece yolundan çekilirsin."
"

Savaş meydanlarından aşk semalarına inebilecek mi Kanlı Annwyl? Herkesin korktuğu Fearghus'la yüzleşebilecek mi Annwyl? Hikayenin sonu nerede bitecek? Savaş meydanlarının kanı duracak mı? Öcünü alabilecek mi Annwyl abisinden? Hepsi ama, hepsi Ejderin Aşkı kitabında sizleri bekliyor olacak.

Bu seri kaçmaz :)

Kitabın Adı: Ejderin Aşkı
Kitabın Yazarı: G.A.Aiken
Kitabın Yayınevi: Ephesus Yayınları



21 Ekim 2013 Pazartesi

Supernatural Güzelleri



Abaddon, Supernaturalin 8. sezonunun sonlarında hayatıma girmiş olsa da 9. sezonun favori karakteri olacağı kesin. Seksi hatunların yeri ayrı ki öncesinde de sarışın güzellerden Ruby on numara bir karakterdi ama tabii ki de kızılın çekiciliğini hiçbir şeye değişmem...

Abaddon Alaina Huffman, Sarışın Ruby Katie Cassidy (sarışın diye belirtmemin sebebi dizide iki tane Ruby karakterinin yer almış olması)

Daha İyisi...


American Horror Story'den daha iyi bir dizi var mı bildiğiniz?
Benim yok!

16 Ekim 2013 Çarşamba

The Walking Dead, Season 4, Episode 1


-Onlara ( zombilere ) isim mi taktınız?

- Birinin üzerinde isim kartı olunca hepsine takalım dedik biz de.

- Hayattayken bir isimleri vardı, artık ölüler ama.

- Hayır değiller, sadece farklılar.

- Ne diyorsun sen? Konuşmuyorlar, düşünmüyorlar, insanları yiyorlar, insanları öldürüyorlar.

- İnsanlar da insanları öldürüyor ama yine de isimleri var!

14 Ekim 2013 Pazartesi

The East, Biz Doğuyuz...

Çevre tüketim çılgınlarını doyurmak için olanca hızıyla kirletiliyor. Kapitalizmin esiri olan hayatlar daha, daha, daha çok diyerek var olan doğal varlığı da sömürmekte...

Peki insanlık bunun için ne yapıyor? Elden gelen bir şey var mı?

Bu tüketim çılgınlığının, bu cep düşkünlüğünün sonu getirilebilir mi? Para, para, daha çok para diyen insanların yok saydığı hayatlar için vicdan azabı çekecek birileri yok mu?

Bu çıkmazın vebalini kim çekecek?

İnsan sağlığı bu hayatın neresinde? Yaşanılası bir dünya mı, yoksa rant peşinde koşarken bir hiç uğruna yok olup giden para delisi hayatlar mı daha önemli?

Varlığın önemini ne belirliyor? İnsan olmak mı yoksa parayla gelen güç mü? Seni sen yapan şeyler ne?

Canının istemediği bir oyuncağı çöpe atarken, dünyanın başka bir yerinde ona ihtiyacı olan bir çocuk olduğunu hiç düşündün mü? Bir elmayı dişledikten sonra bitiremeyeceğine kanaat getirip o sapasağlam elmayı çöpe attığında hiç düşündün mü "benim karnım tokken başka bir yerde açlıkla savaşan insanlar var mı" diye...

İnsan olmak için ihtiyacın olan şey biraz da olsa vicdan değil mi? Peki sen vicdan sahibi biri misin? Her gece yatağına yattığında sadece kendini mi düşünüyorsun? Hiç bencilliğini bir kenara bırakıp da biraz da çevrendeki sorunlardan yola çıkarak bütündeki aksaklıklara bakmayı denedin mi?

İşte The East filmini bu yüzden izlemelisin.

"Biz siziz. Sıkıcı işlerinizden bunalıp kaçarak açık havada koşturduğunuz sabahlarız biz. Birini ilk kez öpüp ondan karşılık aldığınız anız biz. Biz uykunuzun tutmadığı geceleriz. Gözlerinizi tavana dikip "bu mu yani... Hayattan payıma düşen bu mu" dediğiniz geceleriz.



Hepinizin içinde korku bilmeyen bir özgürlük var."


Beyaz Donlu Müzik


Müzik sektörü gün geçmiyor ki farklı şarkı klipleriyle görsel hafızamıza girmesin...
Farklı olan daha da dikkat çekici olduğundan klipler oldukça yaratıcı olmaya devam ediyor.

Kim derdi ki beyaz donun bu kadar seksi olabileceğini bu şarkının klibini izlemedikten önce?
Pamuklular seksi bir görüntü sunabilir miydi ki kişiye?
Öyle bir ihtimal var mıydı?



Depresyonda olan bir kişi bitmiş, tükenmiş gözükmeliydi bizim fikrimizde ama bu klip depresyonun bile bir çekici tarafı olabileceğini gösteriyor bizlere.

Hani klip nerede dediğinizi duyuyorum ve sizinle bu klibi paylaşıyorum :)


Hem şarkı hem de klip insanı farklı bir ruh haline sürüklüyor.
Depresif ruh halinin yanı sıra insan içinde bir umut ışığı arıyor klibi izlerken.
Elliphant oldukça iyi bir iş çıkarmış bu kliple.
Devamında neler gelecek merakla bekliyorum.

Boyfriend Pants Modası Geri Gelsin


Tayt modasının ardında sönük kalan Boyfriend Pants modası mümkün olduğunca ön planda kalmalıydı.
Neden mi?
Çünkü bir kere rahat.
Giy pantolonu çık dışarı. Üstüne bir tshirt tamam.
Taytsa bunun aksine artık göz tırmalıyor. Görsellikten nasibini almamış bacaklar daha da belirginleşiyor.
Çarpık bacaklarıyla övünen tipler türüdü siyah taytlar yüzünden.
Yaratıcılık deseniz yok.
Sıfırlandı!


Tarz bir kere boyfriend pants. Herkesin kendine yakıştırabileceği türden bir şey değil.
Bir kere zayıf bir bedene sahip olmanı gerek.
Gerçek anlamda kendine ne yakıştığını bilip, ona göre giyinenlerin işi bu akım.
Belki de çok fazla tutulmamış olmasının sebebi de bu olsa gerek.
Moda denilen şey herkesi içine alıp ordan oraya sürüklediği için kendine ne yakıştığını bilmeyen insanların elinde oyuncak olduğundan boyfriend pants pek tutulmadı.
Belki de benim açımdan iyi bile oldu diyebilirim ama yine de göz önünden bu kadar çabuk silinip gitmesi canımı oldukça sıktı diyebilirim.
Kışın gelmesine beş kala siyah taytlar, uzun tunikler, diz boyu çizmeler cehennemine elim ayağım titreyerek girmek istemiyorum.
Boyfriend pants akımının sarsılmaz neferiyim.
Kimse beni tayt giymeye ikna edemeyecek.
O berbat siyah yapışkansı şeyi asla giymeyeceğim!

10 Ekim 2013 Perşembe

American Horror Story Coven Başladı


Merakla üçünsü sezonunu beklediğim Americna Horror Story sonunda başladı.
Ekrana kilitlenmeniz zamanı geldi de geçiyor.
Kaçırılmayacak bir sezon bizleri bekliyor.
İzlemeyen pişman olacak!!!

8 Ekim 2013 Salı

İşsizlikten İş Bulmak, Kek Yapmak...

Kpss sonrası umutlarım suya düştüğünden dolayı bir umut bu sene de hazırlanayım diye düşündüğümdendir ki iş bulmadım. 

Aslında bir çok yere başvuru yapıp geri dönüş alamadım. Bu yüzden iş yok, güç yok triplerine girdim. Triplere girmişken de mutfağı kendime mesken tuttum.

Sonuç mu? Sonuç işte ortada.


Tarifi:

2 yumurta
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1 su bardağı şeker
1 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı kola/gazoz/fanta
Yeterince un

Kek kalıbını margarinle yağlayın ve biraz içine irmik dökün ki kek kalıptan kolay çıksın.


Sonuç olarak harika bir kek karşınızda olacak.

Ha unutmadan kek pişerken fırının kapağını asla açmayın.
Eğer açarsanız sonuç hüsran olacaktır, söyleyeyim.

4 Ekim 2013 Cuma

Sae-ron Kim Hayranlığım :)


Sae-ron Kim'le ilk The Man From Nowhere'de karşılaştım. Oyunculuğu iz bırakıyor veledin. Sonra tuttum A Brand New Life'ta izledim ve bir kez daha hayran oldum sıpaya. En son da bugün 2012 yapım Barbie filminde izledim, oynadığı her filmin bu kadar başarılı olmasının tek sebebi oymuş gibi gelir oldu. 

Her rolün üstesinden bu kadar iyi mi gelir bir çocuk?
Oynadığı her rolde bu kadar iyi mi aktarır duyguları bir çocuk?
Başarıları umarım daimi olur.
Böylesine harika bir yetenek kesinlikle ileri de daha iyi işlere imza atacaktır.

Şimdi gelelim 2012 yapım Ba-Bi filminin konusuna:

Savaş Artık Son Bulacak Mı?


Tanrıçanın Savaşı kitabının ardından gelen son kitap Tanrıçanın Mirası...
Seri nasıl bitti bilemedim.
Gözümü açtım, kapattım... Bir refleksmiş gibiydi... 
Tadı damağımda, etkisi ruhumda kaldı.
Kate'in sesi hala kulaklarımda çınlıyormuş gibi...
Aşkın, saf aşkın varlığını hissettiğim nadir kitaplardan biriydi Tanrıça serisinin son kitabı olan Tanrıçanın Mirası...

Bir an geldi Calliope'nin nefretini iliklerime kadar hissettim.
Ve bir an geldi kendini adamışlığın, çaresizliğin acısını hissettim ruhumda.
Göz yaşlarıma hakim olamadığım yerler de yok değildi.

Bir duygu selinin içinde buldum kendimi kitabı okurken.
Sevilmek istedim.
Aşık olmak istedim.
Özlemek istedim.
Sevdiğim için savaşmak istedim.
Kendi canımdan vazgeçmeyi göze alacak kadar sevmek istedim.

Hayatımdaki monotonluğa lanet ettim ben bu kitapla!
Kate'le yan yana olmak istedim bazı anlarda... Ellerinden tutup, sakin ol ben yanındayım demek istedim.

Ve Afrodit... Ahh Afrodit...
Kitapta sizleri neler bekliyor?
İkinci kitap can alıcı bir noktada sonlanmıştı.
Üçüncü kitabı, serinin sonunu merak etmiyor musunuz? 
Daha ne duruyorsunuz.
Hadi Tanrıçanın Mirasını alın ve okumaya başlayın.

Kitabın Adı: Tanrıçanın Mirası
Kitabın Yazarı: Aimée Carter
Yayınevi: Ephesus

Doğum Günü Pastasıyla Gönül Alıyorum :(

Günlerdir öyle bir mutsuzluğun içinde kıvranıyorum ki parmağımı dahi kıpırdatasım yok.

Öyle böyle depresyondan depresyona koşa duruyorken kardeşimin doğum gününü unuttuğum fark ettim. Nasıl bir unutmaktır ki sadece hediye almak için dışarı çıkacak tek bir enerji hücresini içimde hissetmediğimden evde oturuyordum ama kardeş bu hediyesiz olur da hatırlamamak olmaz dedim ve pasta yaptım.

Yan karede gördüğünüz pasta tamamen ev yapımı olum, benim ellerimden çıkmıştır.

El emeği, göz nuru böyle bir şey sanırım.

Ha unutmadan ben tatlıydı, pastaydı çok seven biriyim ama mevsimsel depresyonumdan dolayı olacak ki pastaya elimi dahi süremedim. Bir çatal alıp bıraktım. Sanırım evde otura otura iyice yalnızlaştım. Artık kendimi bile tanıyamaz haldeyim.

Ben hayat dolu biriydim. Mutluydum. Güler yüzlüydüm. Çevremdeki insanlara neşe saçardım. Şimdi içimde tek bir hücre bile yok gülümsemeye çaba sarf edecek...

Elimi kaldıracak halim yok. Yüzüme gülümseme konduracak umudum yok.

İşsizlik çok kötü bir şey. İnsanın paraya ihtiyacı oluyor. Aile, aile nereye kadar... Yürümüyor böyle.

Kpss desen olmadı be... Olmadı işte. Alan sınavı getirdiler. Ben ki bilgisayar bilimleri ağırlıklı matematik okudum. Alan sınavını yapamadım be :( Ne matematik tam, ne bilgisayar tam... Cacık olmazmış gibi geliyor benden.

Çok mutsuzum blog. Yıllar sonra yine, yeniden depresifleştim. Tırnaklarımı tekrardan yemeye başladım. Yüzümü yine sıkıntıdan kaşır oldum. Yaralarım tekrar ortaya çıktı. Çok aşırı kilo kaybettim.

İçim içimi kemiriyor.

Mezun olmak ne kadar kötü bir şeymiş...

Neyse pasta yaptım ben.

Kim Noble'den Hepimiz


Hyperion Yayınevinden çıkan Hepimiz, Kim Noble'nin kelimeleriyle hayat buluyor.
Kitabın içine daldığınızda o ruh çeşitliliği ile kendinizden geçebilirsiniz ya da o çeşitlilikle bir satırdan diğer satıra sürüklendiğinizi hissedebilirsin.

Böyle bir kitap okumayalı uzunca bir zaman olmuştu. 
Psikolojik rahatsızlıklarla ilgili okuduğum kitapların sahibi genelde Irvin D. Yalom'du. 
Kim Noble ile hayatıma yeni bir renk gelmiş oldu.

Kim çoklu kişilik bozukluğundan müzdarip harika bir anne.
Bazen anoreksik bir genç kız...
Bazen homo bir birey...

Kitabı okurken ilk başlarda Kim için içiniz burkulabilir. Sonralarda onun verdiği yaşama savaşına hayran olmamanız mümkün değil. 

Kendini bir yerdeyken başka bir yerde bulmaları... Kaybolmuşluk hissini kabullenişi... Kendini bir çok kişiliğin içinde arayışı...
Hepsi ama hepsi Kim'e hayran olmanıza neden olacak.

Kitabı elinizden bırakamayacaksınız.
Saniyeler dakikaları kovalayacak, dakikalar saatleri ve bir bakmışsınız ki kitap çoktan bitmiş.
Bittiğinde de tadı damağınızda kalıp gitmiş.

Kendinizi düşüneceksiniz kitabı okurken.
Acaba diyeceksiniz benden içerde bir başka ben var mı?
Parçalarımı birleştirdiğimde bir bütün elde ediyor muyum?
Merhaba Kim, sen ben misin dediğim o kadar yer oldu ki kitapta...
Sayısını ben bile unuttum.

Yaşama azmi, zorluklara göğüs germesi, hayata sıkı sıkı sarılması, hayattan nefretle uzaklaşmak istemesi...
Hepsi ama hepsi Kim'in yapboz parçalarından biri.

Bu kitabı okuduğunuzda daha iyi anlayacaksınız ki her sizin hayal dünyanızda yarattığınızı Kim gerçeklik olarak yaşıyor.
Onun hayatı sırlarla dolu...
Kendini tam olarak, bir bütün olarak görebildiği zamanlar çok kısıtlı.
Ama yılmadan, yıkılmadan, pes etmeden devam ediyor.
Devam etmesi gerektiğini biliyor.
Terapistinden güç alıyor.
Kızına sıkı sıkı bağlı.

Oprah'ın showuna katıldığında -ki bu konu kitabın ilk sayfalarında dile getirilmiş- ünlü biri olmadığının bilincinde Kim.
Ama ünlü olup olmaması değil önemli olan.
Önemli olan kendini nasıl ifade ettiği, nasıl var olduğu ve hayata nasıl baktığı önemli.
Kim orada kendini çok iyi ifade ediyor.

Diyor ki:

"Bir çocuk sıradan olmadığını bir tek bunu ona yetişkinler söylediğinde fark eder."

"Farklı kişilikler, bir otelin döner kapısından girip çıkan konuklar gibi bedene girip çıkarlar."

"Acıyla ya da endişeyle baş etmezseniz, bunları çözümlemez, durdurmaz ya da bir şekilde unutmazsanız, her gününüzü bunları düşünerek geçirirsiniz. Hayatınız bitmiş gibi olur."

Sizce de okunmaya değer bir kitap değil mi?
Bu kitabı okuyun.
Pişman olmayacaksınız.


2 Ekim 2013 Çarşamba

Kitap Çekilişinde Kazananlar


Duvarların Dışında
Hepimiz
1.
Tarih84
rbA mayushi
2.
Falan Filan Feşmekan
Tuğçe Keleş
3.
Leyli
Nuray Durmuş
4.
Adsız
Kitap Delisi
5.
Büşra Bayram
Tülay Özdemir
6.
İhlinaz
Gül Özdemir
7.

Hakan Yürük
8.

Furkan Süvari
9.

Kübra Winchester
10.

Damla Durmuş
11.

Derya Rüya Serim
12.

Meliha Aktaş
13.

Elif Özkan
14.

Gülay Takaz
15.

Serkan
16.

Büyülü Mısralar
17

Sadenaz Yılancı






Adalet Ağaoğlu'ndan Duvarların Dışında'yı kazanan Falan Filan Feşmekan :)

Kim Noble'den Hepimiz'i kazanansa Kübra Winchester oldu.

Kazananlar bitlipireli @ gmail.com  mail adresime ad soyad, telefon numarası ve ev adreslerini yazarlarsa hediyeleri en kısa sürede kargolanacaktır :)


27 Eylül 2013 Cuma

Hyperion Kitap'ın Katkılarıyla İki Harika Kitap Hediye Ediyorum :)


Hyperion Kitap'ın katkılarıyla harika iki kitabı blogum aracılığıyla siz değerli okuyucularıma hediye edeceğim.

Kitaplar Kim Noble'den Hepimiz ve Adalet Ağaoğlundan Duvarların Dışında.

İki şanslı kişiden biri Hepimiz'i, bir diğeri ise Duvarların Dışında'yı kazanacak.
Çekilişe katılmak için yapmanız gereken şeyler çok basit.

Hyperion Kitap'ın Facebook Fan Sayfasını beğenmek.

Twitter hesabınız varsa Hyperion Kitap'ın twitter hesabını takibe almak.

Blog sahibiyseniz blogumu takibe almak.

Ve son olarak bu postu facebook hesabınızda herkese açık olarak paylaşmanız gerekmekte.
Twitter hesabınız da varsa yine aynı şekilde paylaşırsanız daha iyi olur :)

Bu posta yorum olarak hangi kitabı istediğinizi yazmanız gerekiyor.
Hem size ulaşmam açısından da bu daha faydalı olacaktır.

Çekiliş bu post itibariyle başlamış olup 2 ekim akşam 19:00da sonuçlanacaktır. 
Katılım tarihi 2 ekim 12:00da son bulacaktır.

Kazanan random.org tarafından belirlenecektir. 
Bunun nedeniyse çekilişte herhangi bir hile olmaması içindir :)